15 Kasım 2010 Pazartesi

Seiko 5

   Sayko gunnuk! Bugun daha bir sey olmadi, oturuyoruz oyle. Gunes dogsun da bakalim sonra daha kim bilir neler dogacak. Sana dun olanlari anlatabilirim diye dusunuyorum. Evet sevgili dunluk, kara dunluk, dun ogleden sonra sularinda halsizce uyandim. Gece ictigim cesitli ickilerden sonra iyi sayilirdim.

   Geceyi pek cikaramiyorum ama bir ara dunlukcugum; dunun ilk saatlerinde artik eve donme vaktinin gelip gelmedigini dusunurken bogazimin kurudugunu farkettim ve onumdeki sepetten bir kutu bira acip cilaya durdum. Ilk yudumlan birlikte ulen dedim, amma garip biralar yapiyorlar artik. Kahveliydi bugday birasiydi bilmem neydi derken, simdi bu da bogurtlen birasi herhalde. Biraya benzemiyordu ama lezzeti fena degildi. Simdi bugun bakinca o ictigim seyin bogurtlen birasi degil enerji icecegi oldugunu dusunuyorum. Benlen eglenme dunnuk, gozlerim gormez olmustu. Gozlerimin gormez olusunu ictiklerime degil Sol Lancelot ve Sag Lancelot ismini verdigim lenslerimin kaymis olusuna yoruyordum. Lenslerimi duzeltmek uzere kalkip bir ayna bulmaya niyetlenince de yuruyemedigimi farkettim, sallaniyordum. Kafam basmaya baslamisti: cok sarhostum. Boylece eve gitmek icin dogru zaman olmadigina karar verdim. Once biraz kendime gelmeliydim. Kendime gelmeyi beklerken servis yapan kizin cok yakinimda oldugunu farkedip heyecanlandim. Yuruyemiyordum ve bir daha bu kadar yakindan gecmeyebilirdi. Bu suna benziyordu: Yunanistan’da mesela Motorhead konseri varmis diyelim. Mevlam daha uzun omurler versin ama Lemmy de yasli bi amcamiz, ya da dunyanin binbir turlu hali var mesela kafama tas dusebilir; bir daha bu kadar yaklasamayabiliriz. Iste bu duyguyla firsatin degerini farkettim ve kizcagizin koluna yapisiverdim. Bana su 33’luk shot biralardan getirdi. Beni bos birakmamasi yonundeki tembihimi de sagolsun kulak ardi etmedi ve boylece tatli bir ritim tutturduk. Sonra bir an geldi ki artik icemedigimi farkettim. Icmeyecegime gore artik burda oturup kendime gelmeyi beklemem manasizdi. Eve gitmeliydim. Ataturk gibi adamim lan dedim; her seyi dusunuyorum ve en iyi kararlari aliyorum.

   Iste sonra uyandim. Korkunc bir takatsizlik vardi evet, vecd haline benziyordu. Fakat bas agrilari, bas donmeleri, migdede allak ve bullak faaliyetler yoktu. Bu gorece iyi durumumu gece sallana sallana vardigim yeni iskembecim tonton yanakli Oscar Amca’ya, daha dogrusu zibarmamdan once bana sundugu kelle pacaya borcluydum. Iste uyanmistim ve yapanlarin Seiko 5, benimse Sayko 5 ismini uygun gordugum saatim orada sehpanin uzerinde duruyordu. O tarafa bakar durumda uyanmistim ve durumumu degistirmek icin yeterli sebep goremiyordum. Bunu simdi dusunuyordum da eger carsafa, yorgana ve onlarin kivrimlarina dogru uyanmis olsaydim durumum -sacma bir sekilde orjinal ismi aklimda kalmis ve turkce ismini hatirlamadigim- un homme qui dort kitabındaki cocuga benzetilebilirdi.



Dunnukcugum cok eski zamannarda ben sana yazarken hatirlarsan viyalux isimli inatci bir saatim vardi. Kendisini bir saat ileri de alsam bir sure sonra kalan butun dunyanin -tabii bizim saat dilimimize gore- kullandigi saatin 10 dk. gerisine gelir ve orda konumunu sabitlerdi. Saniyorum bana bir seyler anlatmaya calisiyordu. Hoca Nasreddin misali inanmiyorsaniz olcun gibisinden bir seyler belki.

Her neyse gunluk,yine cok dagittik ama sana yazmanin guzel tarafi bu zaten; kolaysin, ustelik gerekli parametreleri dikkate almayabilirim; keyfimin kahyasiyim. Her neyse iste gunnuk, vialux olunce kurmak zorunda kalmayacagim yakisikli ve otomatik Sayko 5’imi edindim. Her gun takmadigim icin tarih ve gun kismini da hic bir zaman guncel tutmadim. Bunun bir bedeli vardi: Saate bakinca o gun ayin kaci ve gunlerden ne oldugunu bilemiyor, ayrica otuzbir ceken aylarda gun ayari gerekmeyisine sevinemiyordum. Evet sevgili dunnuk. Su andakinin aksine uyandigimda kafamda hicbir dusunce yoktu; aksamdan kalmaligin vecdini yasiyordum. Sayko 5’in saniyelerini izledim de izledim. Sonra acikinca buyu bozuldu. Buyu bozulunca Sayko 5’in tarih kismini gozucuyla gordum. Ayin ondordu ve pazar. Bu bana bir sey ifade etmedi. Sonra akrebe, yelkovana baktim. Artik ciyangir’de oturmadigim icin caminda aksam 5’e kadar kahvalti verebileceklerini mujdeleyen yazilarin oldugu o suslu kafeler yoktu. Bir seyler atistirirken sabah muziklerimi dinlemek uzere bilgisayarim Cillop’u actim. Oil On Canvas’i ararken gozumun Cillop’un tarih kismina ilismesiyle irkildim. 14 kasim Pazar! Hemen Sayko 5’e kostum. Tepeden tirnaga bir tuy dikeltisi halsizligimi aldi. Yillar sonra Sayko 5 hem tarihi, hem de gunu yoluna koymustu iste! Hem de benim dogum gunumde! Bu da ne demekti simdi dunnuk! Evin icinde volta atmaya basladim. Elektrigi hisseden kedilerim Blackness ve Darkness merak ve hafif bir endiseyle beni izliyorlardi. Bir daha Cillop’a ve bir daha Sayko 5’e baktim. Evet! Basim donmeye baslayinca volta atmayi kestim ve bir sigara yakip dusunmeye calistim.



Yillar once Gumussuyu’nda gizemli bir sekilde ortadan kayboluveren bos sarap siselerimizi Mevleviy ile birlikte saatlerce aramis, sonra saatlerce durumu gerekceler bulmak icin tahlil etmis, hatta icki almaya birimiz gidip birimizi nobetci birakmis, yeni elde ettigimiz bos siselerle deneyler yapmistik. Parapsikoloji, paranormal bilmemneler, mistissizm dolaylari, algi araligimiz, sarhoslugumuz, sise toplayan amcalar ve benzer bir cok sey dusunmustuk. Uzun cabalarimiza ragmen durumu insanlik tarihinin karanlik olaylarindan biri olarak kayda gecirmekten baska elimizden hicbir sey gelmemisti.



Sonra yine yillar once bu sefer ben tek; alakasiz bir sekilde ve turlu maceralar arasinda Manisa’nin simdi adini vermek istemedigim bir ilcesinin arka sokaklarinda amacsizca dolasirken iste… Kucuk bir kasetcinin onunde koca bir sepette ucuza atilan kaset yigini ki hic ilgilenmedigim halde, gecerken goz ucuyla faith no more’un su kapagi kopekli albumunu farketmistim. En tepede ve tam bana donuk bakiyordu iste! Gulumseyerek kendisini hemen satin almistim, durum cok da garip gelmemisti. Fakat sonra sepeti karistirmaya karar vemistim iste! Baska benlik bir kaset olmadigina, baska faith no more olmadigina, ustelik hani burun kivirsam da alakali filan kacabilecek baska hicbir album olmadigina sepeti saatlerce karistirdiktan sonra emin olmus ve hemen ardindan allak ve bullak olmustum. Belki o bir isaretti, o zamanlar bol olan her seyin bi milyon oldugu dukkanlardan birine dalip hemen bi gitar almaliydim. Iste durumu boyle dusundugumde ise cok gecti, gitari da bass gitari da ancak kosede sus yapmistim. Hep uygun vakit iste, o is orada olmaliydi. Dusunsene dunnuk: `Muzige nasil basladiniz?` `Bu cok ilginc bir hikaye… Bir gun Manisa’nin…`



Iste simdi de su Sayko 5 bana dogum gunumde bir seyler anlatmaya calisiyordu. Eger yeterince beklersek her seyin yoluna girecegini mi soyluyordu? Zaten yeterince alkol alirsak da vucudumuzdaki butun mikroplar olur. Sadece Isa’dan beri bile 2010 yil olmustu ama oyle ya, bu sure varlik icin cok sayilmazdi. Lakin ben Seiko 5’i her gun takmazsam mekanizmasi durur ve gunu tarihi yine sasirirdi. Ustelik kasim otuz cekiyordu ve duzeltmezsem ay sonunda ayar yine kacacakti. Yoksa ben secilmis Arif miydim? Yeterince beklerseniz bir an icin her sey yoluna girecek! Lakin o yolda kalabilmek icin secilmis Arif’e ihtiyaciniz var! Olmaz ki bu, ben dunyanin fisini bulsam zaten cekerim. Gerci Mevleviy fise dokundurtmayacagini acikca beyan etmisti. Zamani gelince bakariz simdi bogusmayalim demistik. Saatim belki beni uyariyordu; yeterice beklersem bir an icin her sey yoluna girecekti ve o firsati degerlendirmeliydim. Oysa ben o firsati harcadigimi dusunuyordum. Belki firsat degil sadece durumu korumam yeterli olacak, minik bir caba; oyle ya guncel tarih ve gunu devam ettirmek cok da buyuk bir emek istemiyor. Pis huyumu bildigi icin de beni uyariyor; Arif’cigim diyor, bozma su guzel ortami. Olabilir. Bozmayabilirim su an kestiremiyorum, yikmak cok zevkli. Umarim obur secenek dogrudur ve fisi bulurum. Belki kader dogum gunumde bana kucuk bir hediye vermisti. Dogum gunume gereken onemi vermedigimi, oysa normal insanlar gibi dogum gunu filan… Ya da bakalim, kim bilir ne halt iste…



Sokaga ciktim. Tekrar acikmistim ve kader bile bana boyle kucuk de olsa bir hediye veriyorsa ben de miss pizzaya gidip kendime soyle guzel bir ziyafet cekebilirdim pekala. Tramvayda denizi gorunce mevsimden faydalanmak uzere fikir degistirdim ve Karakoy’de inip kendime leziz bir hamsiyle kalamar ziyafeti cektim. Sonra bedenimi Findikli’ya, goturdum ve keyif ve bekledim oyle…



Kalabaliga karistim, dolasarak bekledim. Iste bir seyler bir seyler daha oldu, zaman gectikce gecti. Galatasaray’da yururken kut diye bir ses geldi. Icim ciz etti! Ne ki bu ptt kutusu mu, dogalgaz mi? Her ne haltsa iste saatimin cam nahiyesi kolumu sallarken cuk diye o kucuk kutunun kosesine oyle guzel oturdu ki: tuzla buz! Bu kutular bu kadar yuksek olmuyordu. Dahasi ise bak simdi! Buna ne diyecegiz: Saat tam on ikiyi alti saniye geciyor! Dogum gunum biter bitmez oyle mi? Peki simdi bu!



Cok yorulmustum. Basima agrilar girmeye basladi. Durum hakkinda dusunecek halde degildim. Bunu sonraya biraktim sevgili dunnuk. Saate yeni cam takilabilir evet. Bu da demek oluyor ki… Hayir hayir, istemiyordum. Hala daha istemiyorum gunnuk. Bunu simdi dusunuyordum da gunnuk, ayni easy rider filmindeki agbimiz gibi saatimi kolumdan cikardim ve kendisine, Sayko 5’e, soyle bir baktim ve sokagin bir kosesine firlattim. Orda daha sonra agbimiz motorunu surup yollara dusuyor. Fakat hareketimizin anlamlari ayni degil. Ben ise kosedeki tezgahtan iki koluma iki filinta bileklik aldim! Hemen sonra bir taksi cevirdim gerci, fakat eve dondum. Simdi bu konu hakkinda dokuz sayfa kadar tutacagini tahmin ettigim dusuncelerimi ise sikildigim icin sana yazmayacagim gunnuk. Bu konuda baska soz etmeyecegim. Bu da senin kotu kaderin iste kara gunnuk, istesem maceranin ortasinda ile keserim. Hehe, yurruu! Madem lakirdiyi Luis Ferdinand Celine agbimin Gecenin Sonuna Yolculuk’u bitirdigi cumleyle bitireyim: Kapatalim artik bu bahsi.