24 Ocak 2010 Pazar

küpemi kaybettim; hükümsüzdür!


    Nişantaşında süslü bir mekanda, afilli bir kokteyldeydim. Boğazımı sıkan papyonumu gevşetip bara oturdum. Barmen her zamankinden viskimi önüme koydu. Öhhhöm... Pardon günnükçüüm bi an sana köşe yazarı kimliğimlen yazdığımı zannettim. Yalan oğlum bunlar. Taksimde bildiğin rock bar yani, mekan bu... Nerde o eski salaş barlar be günnükçüüm, bi gitanes mesela, peeh... 30 tane tuvaleti vardı fakat kalabalıktan hep sıra beklerdin. Eğer elini yıkayacaksan tek lavabosu her zaman boş olurdu! Her neyse günnküçüğüm, yeni adetim üzere geçenin ikisinde üçünde zart diye gece hayatına dalıyorum. Herkes dağılmış sarfoşken ben çakı gibiyim; değişik bir keyif buddha işte... Bara oturdum ve her zamanki gibi garsona orta barnağımla 1 işareti yaparak şişemin önüme gelmesini sağladım. Derken bir kızımız geldi günnükçüğüm. Mimarmış, sormadık ki... Kendisine bir tekila ısmarlamamı isteyince bu, ben de şöle bir süzdüm; eh yani, idare de eder hani... Fakat günnükçüğüm planım belliydi. Canım işkembe istiyor ve kalan az vaktimde öyle içmeliyim ki üzerine işkembeye yumulabilmeliyim. Kendime çizdiğim bu programa sadık kalmak istiyordum. Ayrıca kızcağız ayakta duramıyordu ve durum bu bağlamda pek iç açıcı değildi. Bizimkisi kahve teklifimi reddedince kendisine tekila ısmarlamayı kabul ettim. Fekat pek yüz vermedim. İşgüzar barmen tekilayı doldururken aramızı yapmak içün olsa gerek kızımıza öğüt verdi: Mutlu olursunuz, dedi. Kiminle ne zaman mutlu olacağımı ben bilirim elbet ama işte, adam da işgüzarlığından geri kalmıyor günnükçüğüm. Her neyse laf lafı açtı günnükçüğüm. Gece için yaptığım plan ve kızcağızın bu planımı bozabilecek kadar ayık olmayışı neticesinde yazılma sarkma gibi yöntemlerimizden uzak durdum. Sakin, mesafeli fakat sevecen bir davranış çizgisinde içkime devam ettim. Ayakta durmakta zorlandığım gecelerin bin elin parmaklarını geçtiği düşünülürse ayakta duramayan insanlara karşı anlayışlı olmam gayet normal bir hareket. Fakat gene yaranamadık be günnükçüğüm. Barmenle mi karıştırdı bilinmez, kızımız bana şöyle dedi: Sen, tam bir yavşaksın! Bak şimdi günlük! Belki de kendisine sulanmaz tavrıma kızdı bilemiyorum. Elbette ben bir yavşak değildim; hiçbir zaman olmadım. Kızımız gerizekalı ve / veya sarfoş olduğundan ona öyle geliyordu. Ben de kendisinin kulağına eğildim ve "Rica ederim. O sizin kendi yavşaklığınız, benimki sizden yansıyan sadece..." dedim. İşte bu noktada kızımız kilitlendi ve çantasını alıp koşarak kaçtı günnükçüüm. Cevabımı zaten beğenmiştim fekat bu idrak yolları kapalı sarfoş kızın kafasında bile böyle etkili sonuç vermesi beni daha da delirtti. Caddeye çıkıp insanlara sataşmaya başladım. Bana hakaret etmelerini sağlıyor ve yapıştırıyordum cevabı! Salak mı dediler? "Rica ederim, o sizin kendi salaklığınız. Benimki sizden yansıyan sadece!.." Derken bir ara içkinin de etkisiyle olsa gerek sataşım katsayısını ayarlayamamışım.  8-9 kişi ellerinde sopalarla üzerime dovru geliyorlardı. Kızgın görünüyorlardı. Gene hazır cevaplığımı konuşturdum günnükçüğüm: "Dayağı severim." dedim. "Fakat hepsini yiyebileceğimi zannetmiyorum!" Bunlar lakırdıyı duyunca gülmeye başladılar. Bu fırsattan istifade hemen ara sokaklara daldım ve soluğu cumhuriyet işkembecisinde aldım. İnce kıyım tam tekmil işkembe söylememle beraber garsonun yüzünde  bir gülümseme belirdi. Tabii üstadım, dedi. Sahi paça nasıl, diye sordum. Abime tavsiye etmem fakat üzerine bir yan kokoreç uygundur, dedi. Bittabii, dedim, bağlaç kii... O anda küpelerimden sol kulağımdaki büyük olanısını kaybettiğimi farkettim ve garsona sordum. Buralarda işkembe içen siyah bir küpe görmemiş, duymamış ve bilmiyormuş. Herhalde benim küpe lale işkembecisine gitti günlükçüğüm, kaybettik birbirimizi. Sonra gün ağardı günnükçüğüm. Ben ve kafamın içindeki arkadaşlar sallana sallana evi bulduk,  yattık kalktık yine gece oldu. Baktım küpem hala yok! Evine dön küpe!