Verava, kara günnüe hoştgeldiniz!
Soba bozuldu lan günlük! Tam da zamanı ha?! Üç beş gündür deli gibin uvraşmama rağmen manyetosu çakozlamıyor! Nasıl da soğuk ha, kendimi sibiryaya sürülmüş gibi hissettim lan! İnanmıyosan işte o günlerde yorgan altında karaladığım günlük yazılarını da sana kopyaliim bak:
----
Günnütçüğüm aslında senin günnük olduunu biliyorum tabii ama bir harf için de şimdi birbirimizi kırmayalım. aslında sibiryaya sürülmem pek de fena olmadı. şehrin hayhuyundan, siyasi çalkantısından uzak kalıp kafamı dinlemeye ihtiyacım varmış. inan bana moskovayı özlemiyorum bile. burada elektrikli battaniyemin altında votka içmekten başka yapacak hiçbir şey yok, ne güzel. yannız bazen cereyan kesiliyor, o zaman da hemen 30 katlı dev yorgan yığınının altına giriyorum ve önceden yataan baş ucuna zulaladığım aaazeriği kanyaklarını lıkır lıkır içiyorum ki ölmeyeyim. yine aslında sibiryanın çok verimli topraklardan oluştuunu düşünüyorum ama koca sene kar altında olduu içün değerlendirilemiyor. buradaki köylülerin de buna kafa yorduu yok; varsa yoksa buz ihrac etsinner.
----
çariçeden mektup geldi; beni ne kadar öslediğini yazmış yaklaşık 30 sayfa boyunca, çok sıkıldım ama okudum, bu sibiryadan kurtuluşuma dair çalışmalar yapmış mı deyu. sadece bir yerde çara yatakta bu konuyu açtıını, fakat çarın bırak şu harif pezevengini, burnu sürtsün biraz; kalk bana bi sigara getir sigara bitmiş, iki tanecik koyuyorsun başıma yetecek sanki demiş. bana pezevenk demesine pek kızmadım ama burnumun sürtülmesinden artık sıkıldım günnükçüüm, ondan sona çara küfür ettim biraz..çariçe ise yakında moskovaya dönebileceğimden umutlu olduunu belirtmiş. çara bir mektup yazıp af dilememi rica etmiş. ben bugüne kadar kimseden aman dilemedim günnükçüüm, bu çariçe bunu bilmiyor mu? domuz gibi biliyor kaltak ama ben ona sorarım, moskovaya bir döneyim bir daha yüzüne bakmayacaım; meraba meraba o kadar; yok öle yorgan döşekk bi dahaa..
----
dışarı çıkıp biraz hava alayım dedim ama az daha souktan donuyordum günnükçüüm. bir de geldim yine cereyannar gitmiş, hemen yorganın altına girdim ama meretin ısıtma huyu yok, sadece souun gelmesini engelliyor, e ben zaten üsümüsüm. allahtan olsa gerek hemen cereyannar geldi günnükçüüm. alantrikli battaniyemin altında ben de hemen çara bağlılığımı belirten bir mektup yazdım. eğer destur verirse moskovaya dönüp, voltaire`in ve arkadaşı rammstein`in fransa ve alamanyada yaydıı ve çarlık için çok zararlı olduunu düsündüüm aydınnanma düsüncesinin büyük rusyada taraftar bulmasını engellemek için çalışmak istediimi söyledim. tolstoyun zararsız bir ihtiyar olduunu gel gorki maksim gorki ve ustası çehovun çarlııın arkasından konustuunu belirttim..daha sonra dosteyevskiye de mektup yazdım. napıyon lan fyodor, ne lan hiç arayıp sormuyon, öldük mü kaldık mı umrunda değil dedim. fedyayla aramız çok iyidir. ona da maksim gorkinin verem hatsalıına sıınıp batumlarda bilmem nerelerde yaşadıını, sona da çara laf söylediini annatım. eğer görürsen söle ona sıkıyosa sibiryaya gelsin kolaysa burdan konuşsun dedim. fedyaya bu sibiryanın insanı çok deiştirdiinden, tıpkı 1984`teki winstona yapılan fare olayı gibi bir etki yaptıından ve artık insannarı hiç sevmediimden, kendisine yakınnaştıımdan bahsettim.
----
çara bir mektup daha yazdım ve kızıllara dikkat etmesini ve eğer sıcak denizlere inersek artık üşümeyeceğimizi annattım. fedyadan mektup geldi. 1984`ün kendisi için çok ileri bir tarih olduunu, ne orwel`i ne de winstonu tanımadıını, bütün gün çarlık sigarası içtiini yazmış.yola gelmeme sevindiini, sibiryayı bildiğini, insanları sevmemekle ne kastettiğimi anlamadığını, kendisinin değerinin ise çağından yüz yıllar sonra anlaşılacaını umut ettiğini annatmış. bi de imzalı kitap seti göndermiş.
----
çardan hala bi cevap gelmedi... fedyaya bir mektup daha yazdım. turgenyeve de acaip uyuz olduumu yazdım. fedyacığım sen gibi banbaşka bir adamın o hayatını okudukça şatolarında oturmuş mıymıy bişşeyler kurgulayan bu adamlara karşı töleranzım kalmıyor diye yazdım. onnara haber yolla fedyacıım sıkıyorsa sen gibi karın tokluğuna yazma denemesi yapsınnar, 3 kuruş için tefrika halinde yazsınnar o cilt cilt romannarı da gene de falso vermesinner de alnının karışlarını göriim bakiim sen gibin becerecekler mi............
------------
Kara günnüğüm, ciğerim... Görüyorsun soğuktan cümül kurmakta zorlanmışım. Üstelik içlenmişim ve fena halde saçmalamışım. Her neys... Bugün donuz soğukları bastırınca bir şeyler yapmamın artık kaçınılmaz olduğunu anladım. Doğalgazcılarlan muhatabizasyon ve üstüne de gırla para vereceğim gerçeğini farkettim. Başıma gelecekleri her zaman önceden kestiririm günnükçüğüm, aslında sen bunu biliyorsun ama hatırlamazsın. Servise vereceğime yaklaşık bir paraya sanayi tipi koca şişe bir kanyak alıp eli kulağındaki kar yağışını bu şekilde karşılamaya karar verdim. Hem aşağı yukarı denk bir para vereceğim, hem muhatabizasyondan kurtalacağım, üstüne üstlük bir de kafam kıyak olacak, acaip kardayım. Pratik çözümler her zaman iyidir. Bu yeni yol hemen kafama yattı ve markete çıktım. Eve geri döndüm. Ve kapıda kaldım kara günnükçüüm!
Sana sen gibin kara kedilerim blackness ve darkness'den bahsetmiştim. Sana bir de kapı mandallarından bahsedeyim. Hani çelik kapıların arkasında, kişi içerdeyken kapatıp biraz daha güvenlik olsun deyyu basit bir mekanizma bulunur. Evart. Şimdi de sana bugünden üç beş hafta önce Zebercet ile yaşadığımız diyaloga fleşbek filan şeyedelim. Sana bu kadar uzun yazmak beni bayıyor günnükçüğüm. Sen gibi süzme bir salağa bunları anlatmam aslında pek manasız. Sevildiğini bil ama ki yazıyorum beş saattir, salak.
----
AIC: lan olum bu pcler, şu mandalı ben dışardayken oyuna filan sarıp kapatırlar mı len acaba içerden?
Zebercet: ehhehe...
AIC: yaparlar bolum. sökiim ben onu bi ara..
----
İşte aynı burada öngördüğüm gibi, market dönüşü açtığım kapı trak diye bu mandala takıldı sevgili kara günnükçüğüm. Sen kadar olmasa da salak olan hayvancıklarım da benim içeri giremediğimi, bir terslik olduğunu farkedip deli gibin miyavflamaya ve ağlamaya başladılar. Sen gibi onlar da beni pek seviyorlar, eksik olmiin. Hemen aile çilingirimizi aradım ve durumu anlattım. İnan uydurmuyorum, çilingir gayet kibar bi ağbimiz olmasına ve sizli bizli konuşmasına rağmen kapıda kalma biçimime şu tepkiyi verdi: OHA! Valla dedim durum böyleyken böyle yani. Yüklü bir tutarda anlaştık. Kanyağıma giriştim ve beklemeye başladım. Çilingirimiz geldi ve 3 saniyede kapıyı açtı. Kendisinden bir dahaki sefere yalandan da olsa biraz uğraşmasını rica ettim ve böyle kolay olunca verdiğim paranın içimi yaktığını söyledim. Özür diledi ve bir dahakine tutarı hakedeceğine söz verdi. O parayı da pclerin boğazından arttıracağım günnükçüüm, söylemedi deme, bir süre yok öle royal caninler bilmemneler, basıcam kuru ekmeği!
İşte bütün bu maceradan sonra koltuğuma oturup kanyağıma devam ettim. Sobamın yanmadığı gerçeğiyle karşı karşıya kaldıktan sonra bulduğum kanyak kestirmesi yoluyla gayet karda olduğumu, fakat bu çilingir olayıyla durumun dengelendiğini ve tdk'nın harflerden şapkaları kaldırdığını düşündüm. Bu veriler ışığında ve ilahi adalet adına sobayı bir yoklamam gerektiğine kanaat getirdim. Ne olsa beğenirsin kara günnükçüğüm? Yaa... Olum soba tek çakışta yandı lan!!!!
