10 Ocak 2010 Pazar

GENETİĞİ DEĞİŞTİRİLMİŞ ORGANİZMALAR


    Bilim Çin'de bile olsa kaçınız!

    Simyacılar günümüze kıyasla belki pek az teknik bilgiye sahipti lakin yapılması gerekenin farkındaydılar. Bilim insanları ise doğada bolca bulunan demir, taş, toprak gibi cansız mefhumların genetiğiyle oynayıp da onları hepimize yetecek kadar altına çevirmeye uğraşmak yerine canlıların genetiğini kurcalayıp duruyorlar. Elbette ki dertlerimiz ancak ölünce hallolur, bu aşikar. Ancak hiç olmazsa hepimiz zengin olur ve rahat ederdik.
    Kurt lakaplı dünyaca meşhur filozofumuz Cobain, kafası güzelken yazdığı bir şarkıda "Yolda bir şeyler var. Balık mı lan onlar? Balık yemenin sakıncası yoktur. Zira onlar hissetmezler." şeklinde bir tez öne sürüyor. Kurt'un böyle düşünmesinin sebebi balıkların yüz ifadesi ve mimiklerinin olmayışı. Özellikle buzhane balıklarının gözlerinin içi bile anlamsız bakar. Fakat bugün yapılan anketler sayesinde durumun başka türlü olduğunu biliyoruz. Balıkların da hisleri var sevgili okurlarım. Balıklar da acı çeker. Bu bağlamda her ne kadar henüz emin olamasak da ben mesela biberlerin, mısırların da hislerinin olduğunu ve acı çekebildiklerini öne sürüyorum. İnanmıyorsanız ölçün. Elbette balık, roka falan yemenin sakıncası yoktur; doğada işler böyle yürür. Fakat bezelye beyinli ve arsız insanlık; vay efendim domatesler buzdolabında üç gün fazla dayansın, efendime söyleyeyim kavunların hepsi yumuşacık olsun hiç kelek çıkmasın gibi şımarık tavırlarıyla üstüne vazife olmayan işlere kalkışıyor. Tutup da sırf çekirdeksiz olsunlar diye karpuzların genetiğiyle oynayıp onlara tarifsiz acılar çektirmek de neyin nesi?
    Evrimsel süreç içerisinde giderek küçülen çene kemiklerimiz yüzünden yerine sığamayan yirmilik dişlerimiz, bizlere haşin acılar çektirerek bu durumdan serzenirler. O keskin acıyı hemen her insan bilir. Benzer şekilde bundan yıllar yıllar yıllar evvel bir kısım talihsiz maymunumsu, marifet olarak olmasa da hacim olarak, beyinlerinin büyüyüvermesi sürecini yaşadılar. İşte bu sayede insanlığa doğru evrilmeye başlayan atalarımız kim bilir ne fena baş ağrıları çekmişlerdir. Diş ağrılarımızla bile kıyaslanamaz. Büyürken kafataslarına sığamaz olan beyinleri yüzünden yıllar yıllar yıllar boyunca kafalarını taşlara vurmuş olsalar gerek. Zaten insanlık da ondan böyle oldu herhalde değerli okurlarım, küçükken havale geçirdiğinden... 


    Dünyayı bulmak istediğimiz gibi bırakmalıyız!

    İşte bütün bu hallerimizi unutuyoruz da meyveyi, sebzeyi ve hayvanatı hızlandırılmış yapay evrimsel süreçlere maruz bırakıyoruz. Çektiğimiz ve çekmekte olduğumuz ağrılardan kat ve kat fazlasını bu masumlara çektiriyoruz. Gelecek bitki ve hayvanat nesillerine karşı sorumluluklarımızı düşünmüyoruz. İnsanlığı aklıselime davet ediyorum. Ey insan evladı! Muhtaç olduğun o küçücük beyin, kafatasındaki büyük boşlukta mevcuttur! Yani olması lazım, oralardadır iyi bak.



"MM Dergi, Sayı 2, 11.11.2009"