Karsimdaki sandalyeyle konusuyordum iste. Anlatip duruyordu. Ben de televizyon seyreder gibi etrafi izliyor, daha cok kadinlara bakiyordum. Sandalye ise dumanin nasil da uzerine sindiginden ve buranin sagliksiz bir yer oldugundan bahsediyor o sira, hep ayni lakirdi... Kendisine de bir icki ismarlamami rica ettiginde ‘baska zaman’ dedim ve artik yerimden kalktim. Bardagimi alip bar kismina gectim. Burasi kapanirken sandalyelerin masalar uzerine ters cevrilip saatlerce basasagi birakilacaklarini dusundum. Belki de ondan boyleydiler iste.
Tezgahin kose yapan kisminda bir adam oturuyordu. Yan donup sirtini duvara yaslamisti. Yerinin iyi oldugunu dusundum. Icerisini kose bucak goruyordu. Ve her seyin resmini yapmaya yemin etmis, ustune de yillar sonra nihayet kalem kagit bulabilmis gibi ciziyordu. Bu kotu, delirmis oldugunu dusunecekler. Kosedeki iki guzel kizin yuzlerini koseli yapti. ‘Izmaritler ve kulluk’ ismini verdigim eserini bir cirpida bitiverdi. Bir siseyi sarhos cizdi ve daha neler neler. Barda ressam ve benden baska kimse yoktu. Iyi bir ikili oldugumuzu dusundum. Masalardakiler beter olsunlar, tezgah bizim.
Ressam kalkip yanima oturdu. Koca bir kagidi bir suru renkle karalamis. ‘Simdi bu kafayla bosver’ dedi, ‘yarin ayik kafayla iyice bak ama...’ Bar ikilimizin buyusunu bozacagini dusundum. Sikintiyla onune dondu ve bardak altliginin uzerine desenler cizmeye basladi. Icinde kendimden fazla kisinin oldugu seyler beni yoruyor. ‘Cok fazla kalemin var’ dedim. ‘Evet’ dedi, kaslarini catarak ‘Bazen beni de kizdiriyorlar.’ Ikimize birer bira soyledim. ‘Vaktidir oyle mi?’ diye sordu. Hafifce basimi salladim, hafifce basini salladi. Ve boylece cilaya gectik.
Telefonu caldi. Sallana sallana disari cikip uzun sure sonra dondu. Ikimize birer bira ismarladi. Arayan esiymis, sehir disindan. ‘Bu gece ozgurum’ dedi, ‘ve sarhos...’ Iki bira istedim. ‘Ozgurlugun’ dedim, ‘bazi yan etkileri olabiliyor...’ Birer bira isaret etti. Telefonla konusup geldi. ‘Hatun, senle icmemi istemiyor...’ dedi. Barmene bos siselerimizi gosterdi. Telefonuna bir mesaj dustu. ‘Hemen eve gitmemi istiyor...’ Barmene kas goz yapti. ‘O eve bir daha girmek istemiyorum...’ Barmene dogru parmaklarimi saklattim. ‘Evler insanin icini kurutuyor’ dedim, ‘hele de o evler...’ Barmen biralarimizin bitmek uzere oldugunu gordu. ‘Madem oyle istiyor, peki’ dedi, ‘eve gidecegim, madem oyle...’ Bir bira, bir de yolluk rica ettim. Cikarken ufaktan bir el salladi, hafifce basimi egdim.
Tezgahin kose yapan kismina gectim ve sirtimi duvara yasladim. Yine bira acildi. Artik buranin kraliyim. Bar arkadasimin verdigi resmi katlayip cebime koydum. Meger iceride de kimsecikler kalmamis... Mekan kararirken de olsa iste, nihayet guzel bir sarki calmaya basliyor. Yolluk gelsin, olur. Her seyi hatirladigim icin yakinlarda gectigini sandigim gunlerden, ne ara eskimis anlayamadigim sarkiyi mirildanmaya basladim: ‘Bir an icin ciksam, hayatimdan; yanik tenli omuzunda...’
