Biliyorsunuz ki Büyükşehir belediyesi bütün yaz sezonu boyunca yine her köşeye çiçek ekti değerli okurlarım. Şar şur kafa ütüleyen havuzları yıkıp yerine şar şur kafa ütüleyen başka havuzlar yaptı. Bugün dünyanın en uzun otobüsleri çok şükür İstanbul'a hizmet ediyor. Peki yaygaracı büyükşehir çalışıyor da mesela ilçe belediyeleri, polis teşkilatı falan yan gelip yatıyor mu? Asla!
Boğaza nazır bir kokteyl sonrası yazdan kalma havanın keyfini sürmek için geçtiğim Kuzguncuk'daki iskele parkını zabıtalar bastı değerli okurlarım! Ben orda cila yaparken gecenin bu saatinde hala çalışan fedakar zabıtalar; kadın kıyafeti giymiş bunak bir abimizi, kedi kovalayan bir delikanlıyı ve öpüşen bir çifti suçüstü yakaladılar. Bir kızcağızımızın gazozundan da içinde votka olup olmadığını belirlemek üzere numune aldılar. Bunları izlerken yeni bir şişe bira daha açtım. Sıra bana geldiğinde zabıta amiri "Zabıt Varakası" isimli bir belge düzenledi ve imzalamamı istedi. Reşit olduğum gün dibimde biterek hayranım olduklarını söyleyen sürüyle kızcağızın getirdiği ve sonradan boş senet olduklarını öğrendiğim kağıtların borcu hala bitmediği için temkinliydim. "...umuma mahsus yerlerde belediye uyarı ve yasaklarına uymayarak, park içinde banka oturarak alkol içtiği görüldüğünden hakkında kanuni muamele yapılmak için işbu zabıt varakası tanzim olundu..." Hamurabi'den sonra en güzel isimli ikinci kanun olan Kabahatler Kanunu'na göre umuma mahsus yerlerde öpüşmek, içki içmek, kedi kesmek ve erkeklerin kadın kıyafeti giymesi yasakmış. "Gururla imzalıyorum." dediğim için amir bozuldu ve "Niye?" dedi. "Çok güzel bir metin, olan neyse onu söylüyor. Umarım dava filan olur, oraya da yine gururla gider sanık sandalyesine otururum." dedim. Amir yine bozuldu ve "Niye?" dedi. Amir hep kendini tekrarladığı için nacizane köşemin edebi özelliklerinin zayıflayacağından endişe eden köşe yazarı kimliğim daha fazla dayanamadı ve zart diye su yüzüne çıkıverdi: "Televizyona çıkarsınız, ne güzel." Amir "Çok çıktık!" diye efelendi. Bu muhabbetten yayılan polemik kokusu yüzünden artık köşe yazarı kimliğimi dizginlemem mümkün değildi: "Bu kafayla daha çok çıkarsınız!" diyerek amiri bertaraf etti. Ambulansa bindirirlerken koca zabıta amiri hüngür hüngür ağlıyordu. Zavallı daha da iflah olmaz. Çalışkanlık elbette güzel ama Üsküdar belediyesinin yakında Üsküdar lirası basıp bağımsızlığını ilan edebileceğinden şüphe ediyorum. Bu konuda büyükşehir belediyesini uyarıyorum. Zabıt varakasını da çerçevelettim, artık evimin duvarını süslüyor.
Çılgınca çalışan bir başka kurum da başbakanın deyişiyle "emniyyyet" müdürlüğü. Polis neredeyse bütün sotelerde yol kesiyor ve gelip geçen vatandaşları armut misali topluyor. 20-25'er kişilik gruplar halinde dizdikleri zevatın kimlik numaralarını teknoloji harikası cihazlarına girip asayişin berkemal olmasına çalışıyorlar. Halkımız işine gücüne, randevularına geç kalıyor değerli okurlarım.
Neyse ki her şeyin çaresi var değerli okurlarım. Şimdi size o çareyi veriyorum: Yolunuzu kesip kimlik soran polisler yahut içki içtiğiniz için cak cuk yapan zabıtalarla karşılaştığınızda turist taklidi yapıp "free speech for the dumb, free fucking speech!" gibisinden cümleler kurarsanız kilitleniyor ve öylece kalıveriyorlar. Rahatça olay mahallinden uzaklaşıyorsunuz.

