Evvel zamandan önce, kamburdan samandan önce, ne develer ne tellal, ne pireler ne de balbal varmış. Ne varmış ne yokmuş belli değilmiş. O zamanlar ortalık daha da karışıkmış. Her şey yeni yeni yapılıyormuş. Çok sonra bir var bir yok olanlar için meğersem cennetin anahtarı lamalarımızın ayakları altındaymış. Fakat bu lama hayvanı -aile terbiyesi görmediğinden- çok pis tükürdüğü için kimse yaklaşıp da anahtarı alamazmış. Ol sebepten işte o halde yaşar gidermişiz. Cinnetin anahtarı ise içimizde çok derinlerde bir yerlerde gizliymiş ve onu bulmak çok zormuş.
Önceleri daha ne var ne yok belli değilken bir Adem varmış. Adem, kadın milletinin dürtükleyip ille de elma isterim diye dırdır etmesiyle yasak elmayı koparmış. Hayat müşterek olduğu için Adem ve Havva birlikte elmayı yemişler. Adem sadece bir ısırık tatmış ve "Değdi mi yani şimdi buna?" diye sormuş. Bu Adem'in son sözü olmuş. Bir daha yeryüzünde filan hiç konuşmamış. Hatta Havva'nın yatakta "Beni seviyo musun?" filan yollu sorularına bile cevap vermemiş. Hep kederindenmiş, zaten keder de işte o zaman olmuş. Allah Baba da "Madem elma istiyorsunuz, alın yeryüzünde bol bol yeyin, burada binbir güçlükle yetiştirdiğim elmalarıma dalamazsınız." diyerek bizimkileri cennetten kovmuş. Yaşlılar o evvel zamanlarda da biraz huysuzlarmış ve yetiştirdikleri ağaçlara çiçeklere filan çok bağlılarmış.
Adem yeryüzünde akıl sağlığını ve kimliğini de kaybetmeye doğru gidiyormuş. Gel zaman git zaman hayat gailesi çukurunun içine iyiden iyiye düşen Adem'in gençlik heybetinden geriye kala kala sadece posası kalmış. Havva, Adem'in burnunu sürtmeye çalıştıysa da yeryüzünde başka erkek olmadığından ve kendisinin acilen çocuk yapması icap ettiğinden her seferinde tıpış tıpış Adem'e dönmüş. Havva için, Adem'in kafasından geçenlerin önemi yokmuş. Eğer etrafta başka herhangi birisi olsaymış, usturubuyla hemen Adem'in kıçına tekmeyi basarmış.
Lama da insanlar kadar olmasa da pis hayvanmış. Cennette sırf çeşit olsun diye tek bir lama varmış ve dolayısıyla cinsiyetsizmiş. O zamanlar daha gerek görülmemiş. Lama bir hiçmiş, evvel zamanlarda bile kader her şeyi belirlermiş. Fakat dediğimiz gibi lama hayvanı da az değilmiş hani ve kadere pabuç bırakmamış. "Lan bu kapının ardında ne var acaba?" diye meraklanıp durmuş. Bu merakla her gün cennetin yasak kapısına gidip ağzıyla yasak kilidi kurcalayıp durur, onu yemeye uğraşırmış. Cennette pek çok şey yasakmış. Fakat kilit demir olduğu için lama bir türlü ısırıp koparamamış. Yasak kilit hala yerinde olduğu için lama henüz cennetteymiş. Gel zaman git zaman lamanın salyası yüzünden kilit paslanıp bozulmuş. Bir gün şeytan yorgun argın cehennemden döndüğünde kapıda kalmış. Çok sinirlenmiş ve bütün Allah katını birbirine katmış, neredeyse vakitsizce kıyameti bile koparıveriyormuş. Ali Baba geleceğin dünyasından getirilip "Açıl susam açıl!" dedirtilerek kapı açılmış. Aslında Allah Baba "Açıl!" dese kilit hemen açılırmış. Fakat Tanrı işlerini böyle halletmemeyi öğrenmiş. Çünkü evvel zaman içinde daha ne develer ne tellal, ne pireler ne de balbal yok iken günlerden bir gün Şeytan çok içip pislik çıkarınca meleklerle aralarında acaip bir kavga çıkmış. Tanrı "Açılın!" deyip araya girecekken Şeytan'ın Cebrail'i ıskalayan yumruğu gözünde patlayıvermiş. Dön baba dönelim sonra kilidi bizim lama hayvanının bozduğu anlaşılınca tabii, Allah Baba da şöyle buyurmuş: "Alın size cennetin kapısının anahtarları.. Fakat fazla ayak altında dolaşmayın, düzeni bozuyorsunuz. Hem kapılar zırt pırt açılınca büyük boşluktan doğru fena esiyor, çok cereyan yapıyor; romatizmalarım azıyor." Böylece lama da bir çift yapılmış. Dişi ve erkek lamalar hep bu cinsiyetsiz tek lamadan geliyormuş işte... Eşşekler de öyleymiş mesela... Ve bu lamalar da tıpkı Adem ve Havva gibi eşşek cennetini boylamışlar.
Evvel evvel evvel zaman içinde...
Ve Tanrı cenneti yaratmış. Yorgunmuş ve başı dönüyormuş. İçi bir garipmiş, her şeyin iyi olacağını düşünüyormuş. Zira her şey kendi elindeymiş. Bu yorgunluk ve baş dönmesi ve çeşitli duygusal yanılgılarla karışık bir coşkunluk içine girmiş. Henüz Fedya'yı yaratmamışmış ve dolayısıyla Fedya da Karamazov Kardeşler'i yazamamışmış ve Mitya'nın coşkunluklarını anlatma fırsatı bulamamışmış. Bunun için Fyodor'u suçlayamayız, adam daha yokmuş. İşte Mitya'dan da beter coşkunluk denizlerinde yüzüyormuş Allah Baba... Aslında üçbin yıl kadar uyuyup dinlenmesi gerekiyormuş. Fakat bir hata yapmış. Ve Tanrı eşşeği yaratmış! Sonra hemen sızıvermiş. Yüz yıl uyuduktan sonra birikmiş onlarca işinin arasında eşşeği unutuvermiş. Sanki çok lazımmış gibi yaratıyor, yaratıyor, yaratıyormuş... Sonra bir gün, tam lama diye garip bir hayvan yaratmışken burnuna bir koku gelivermiş. Bu aynı zamanda ilk kokuymuş ve bu ne bu kokuyu, ne mutsuzluğu, ne huzursuzluğu, ne de cinneti Tanrı yaratmamış. Bu koku, Tanrı'nın burnunu yaratmış. Bu bir huzursuzluk, mutsuzluk kokusuymuş. Hem de Tanrı'nın böyle bir şeye asla yer olmadığını sandığı cennetten geliyormuş bu koku! Tanrı küçük bir cinnet geçirmiş. İşte bu eşşek denen yaratık, hem de diğer türler gibi gizleme becerisi bile gösteremeden mutsuzmuş. Eşşek huzursuzmuş. Eşşek bomboş ve eşşeğin içi kurumuş. Hemen Allah katında olağanüstü bir toplantı başlamış. Melekler ellerinde dosyalarla masanın etrafına toplanmışlar. Tanrı gürlemiş. Meleklerden hiçbirisi gıkını çıkaramamış. Tanrı ısrarla cevap istiyormuş, sanki cevaplar kendisinde değilmiş gibi... Melekler, "Efendim eşşek tamamen gereksiz bi yaratık, yok edelim." demişler, "İnanın hiçbir şeye faydası yok, kendine bile..." Tanrı birazdan başarısızlığı sindirecek ve gerekeni yapacakmış, sakinleşmeye başlamış. Tanrı katında bile su yolunu buluyormuş. Fakat Şeytan araya girivermiş. Melekler, Şeytan'ın yine her şeyi karıştırmak istediğini düşünmüşler. Nefretle dişlerini gıcırdatmışlar. Şeytan'ı zaten hiçbir zaman anlayamıyorlarmış. Şeytan eşşeği seviyormuş, "Şu sakallı bunak, nihayet gerçek bir şey yaratabildi." diyormuş. Şeytan, eşşeğin cennetteki hiçbir şeyin gerçekliğine inanamadığını anlatmış. Eşşek bu, eşşeklik ediyormuş işte... Tanrı espriyi anlamamış. Zaten espri de sayılmaz, düpedüz gerçekmiş Şeytan'ın kelamı. Eşek ise tek bir gerçek biliyormuş Şeytan'a göre: acı! Eşşeğe acı çekip anırabilmesi için bir fırsat verin diyerek sözlerini bitirmiş: "Bırakınız anırsınlar..." Tanrı eşşeğin yola getirilip başarısızlığının üstünün örtülebileceği ihtimaline inanıvermiş. Böylece gelecek Tanrı seçimlerinde bakın eşşeği bile yola getirdim diyerek propoganda yapabilecekmiş aklı sıra... Ve Tanrı sözü almış: "Yok etmeyelim canım... Sucuk filan yapılır, elbet bir şeye yarar..." Melekler hemen yarattığı sucuğun gerçekten tadına doyum olmadığını, gelgelelim eşşek etinden sucuk yapılamayacağını saygıyla belirtmişler. Tanrı, "Merak etmeyin, şimdi insan diye bir şey yapıyorum, o her şeyi halleder, bir yolunu bulur" diye yanıtlamış: "Siz sabredin yeter, şüphesiz sabredenler kazanacaklardır..." Tanrı eşşeğe acı neymiş göstermeye karar vermiş. Ve Tanrı cehennemi yaratmış. Başına da Şeytan'ı koymuş.
Tanrı'nın insanı yaratması çok üzün sürmüş. Kafası karışıyor ve düşüncelerinin, duygularının izini sık sık kaybediyormuş. Öyle boş boş ekranın karşısında oturur halde buluyormuş kendini. Günde onsekiz saat uyuyormuş. Kafasındaki her şey birbirini bozuyormuş. Bunlar için O'nu kimse suçlayamazmış. Üstelik bütün bu hengamenin ve zorlu yaratım mücadelesinin arasında kaybolmuşken, sanki eksikmiş gibi; cehennemden gelen bitmek tükenmek bilmez anırışlar da dikkatini dağıtıyor, kafasını şişiriyormuş. İşte eşşeğin bu anırmaları yüzünden insan biraz oldu bittiye gelmiş ve çok eksik kalmış. Tanrı hemen Şeytan'ı huzuruna çağırmış. Şu eşşek meseline artık bir son vermesini, masalın iyice uzadığını ve ruhunu sıktığını söylemiş. Ve Şeytan, eşşek cennetini yaratmış. Tanrı uygundur demiş ve buraya dünya adını vermiş. "Hem işimize yarar. Geçen lama mıdır nedir şu kilidi bozan mahluk, bunları hep orda tutarız bir süre, akılları başlarına gelsin. Cehenneme atsak ağır kaçar, biliyorsun Allah bağışlayandır."
Ve Şeytan eşşeğe secde etmiş!.. Ve eşşek yeryüzüne düşüvermiş. Tek bir eşşek; ateşler içinden, yapayalnız! Daha önce de söylediğimiz gibi, Şeytan eşşeği seviyormuş. Bu karşılıksız aşkının acısıyla ve koca bomboş yeryüzünde eşşeğin çaresizliğinden de faydalanarak hemen o çölde eşşeğe yaklaşıvermiş. Eşşek hamile kalmış. Yarısı dişi yarısı erkek olmak üzere tam 666 eşek doğurup ölmüş. Ve dünya, o ölü eşşeğin yüzüsuyu hürmetine milyonlarca yıl, Şeytan'ın aşkıyla dönmüş. Douglas Adams bile eşşekler dikkatinden kaçtığı için dünyanın farelerin olduğunu sanmış. Lamaları ve Adem'i ve Havva'yı da bu yeryüzüne atmışlar, geçici bir süre için... Tanrı hep rahat etmiş. Sıkıştıkça birilerini eşşek cennetine göndermiş. En çok da eşşek anırışlarının azalmasına seviniyormuş. Bu salak yeryüzü, Şeytan'ın öngörüsü ve becerisi sayesinde, tam eşşeklere göreymiş. Eşşekler usulca anırıyor, kimse duymuyormuş.
Gel zaman git zaman, hem develer hem pireler, hem kamburlar hem balballar, hem şekspir varmış. Dün varmış bugün yokmuş, bugün olan yarın dünmüş. Ve Şekspir sormuş: "Am i in earth, in heaven, or in hell?"
Olan olmayan hep sus pus öyle kalıvermiş. Zamana bir ağırlık çökmüş. Gel zaman git zaman bir Arif in chains oluvermiş, dün varmış bugün yokmuş, bugün var yarın dünmüş. "Hayır." demiş, "Eşşek cennetindesiniz, Sayın Şekspir." "Burası bir eşşek cenneti. Onlar yüzünden hepsi burada, bu haldeler." "Ey insanlar," demiş, "Lamalar, bilcümle sürülmüş yaratıklar! Ey itaatsizler ordusu! Bu yeryüzü eşşeğin kulakları üzerinde duruyor." Bu çilingir demiş ki "Bir olun ve bütün eşşekleri yok edin, hepsini! Emin olun Tanrı buna kulak asmayacaktır! Ve Şeytan gözyaşları içinde Tanrı katına çıkıp eşşeklerin yokedildiğini söyleyecek. Eşşek cennetinin lağvedilmesini, çünkü gördükçe üzüldüğünü söyleyecek." demiş ve "Tanrı'yı milyon yıllar boyunca tıpkı bir eşşek gibi anırmakla da tehdit edecek mecbur kalırsa.." diye eklemiş. "Şeytan, bu eşşek cennetini sizlere bırakmayacaktır." "İşte o zaman bileceksiniz. Artık nerede olduğunuzu bileceksiniz. Vadedilen cennete ya da cehenneme atacaklar artık sizi. Rahat edeceksiniz; ister bahçelerde dolaşarak, ister ateşler içinde........ Haydi!" Ve sözü biter bitmez; gökyüzünden nihayet, taşlar yağmaya başlamış.
