Bir varmış bir yokmuş. Çok eskidenmiş. O zamanlar herkes tanrıymış. Güzelliği dillere destan bir umarsız tanrı varmış. Bu umursamaz tanrı bir gün yolda umarsız umarsız geziyormuş. Yokuşun birinde yakışıklı abisi septik tanrıyı bir metre bile derinliği olmayan genişçe bir çukurun içine düşmüş halde bulmuş. Çukurun başına oturmuş. Umarsız tanrı ve septik tanrı öyle naif bir sohbete sarmışlar. Umarsız kız kardeş, "Başkası bulsaydı seni yardım filan çağırırdı be bahtsız abicim benim, vah vah!" demiş. Septik abi de, "Şu köşeden dirseğimi dayayıp bir dizimi yukarı atlatsam buradan çıkar ve sonra sana bi temiz sopa çekerim gibi duruyor. Gel gör ki bütün bunlar için yeterli sebep göremiyorum." diye cevap vermiş. Derken şiddetli bir rüzgar esiverince çıtı pıtı umarsız kardeş de kayıverip çukura düşmüş. İki kardeş, kardeş kardeş gülümsemişler. Sonra uzaktan bu manyakları izleyen tipsiz zeus gelmiş ve bunlara gölge etmiş. "Ne ayaksınız siz?" diye sormuş. Umarsız kız kardeş hiç duymamış bile... Septik abi ise zeusu şöyle bir baştan aşağı süzmüş sadece... "Çocuğum bak cevap verin bana, fena yaparım demiş" zeus. Yine cevap yokmuş... Günler günleri kovalamış. Zeus artık bıkkın bir halde "Kızım niye çıkmıyorsun o çukurdan, hasta mısınız?" demiş. Umarsız kız kardeş şöyle bir kafasını kaldırıp "Bana mı dedin?" diye cevap vermiş. Sonra şöyle bir etrafına bakınıp çukuru farketmiş ve "Haa, şu çukuru diyorsun. Evet..." demiş sadece... Zeus bu sefer septik abiye dönüp "Oğlum delirtmeyin beni, çıksana şu çukurdan!" demiş. Septik abi yavaşça çukura göz gezdirmiş. "Bu bir çukur diyorsun. Hmm..." demiş. Zeus bir daha başka da cevap alamamış zaten. Günler yine günleri kovalamış. Zeus yirmidördüncü günün sonunda daha fazla dayanamayıp çukura okkalı bir tükürük savurmuş ve onları lanetlediğini beyan edip, arkasına bakmadan uzamış. Bizimkiler ise zeusun ense traşıyla bile ilgilenmemişler. Zeus iyice fitil olduğu için lanetlemekle de yetinmeyip etrafa bir sürü şimşekler savurmuş giderken. Şimşekti, gökgürültüsüydü derken haşin bir yağmur başlamış, Ama ne yağmurmuş... Çukur suyla dolmuş. Su, iki kardeşi akıntı ve kaldırma kuvvetinin de yardımıyla çukurun dışına taşırmış. Ayaklanan iki kardeş gülüşerek kolkola naif bir yürüyüşe başlamışlar ufka doğru, güneş batıyormuş o sıra... Zeus ise dere tepe düz gitmiş. Aylarca yol almış. Yine de sakinleşememiş. Derken işgüzar prometheus ve aptal insancıklarının köyüne varmış. Delibaş zeusun hala kafası bozukmuş. Hıncını bunlardan çıkarmış. Tutmuş da bunların ellerinden ateşlerini almış. Prometheus o gece gizlice zeustan ateşi geri çalmış. Niyeti insanlarına ateşi vermekmiş. Fakat yanlışlıkla insanlarını ateşe vermiş. Tutuşturmuş yani... Bütün köy yanmış bitmiş kül olmuş. İşte insanlık aslında daha o zaman ölmüş.
